TÜRKÇÜLÜĞE KARŞI HAÇLI SEFERİ VE ÇEKTİKLERİMİZ

 
 

 

 

93

yerlere çekildi. Şimdi burada biraz duralım ve bu acele Trakya çekilişi-nin sebeplerini araştıralım:

Bu ordu neden çekilmişti? Almanlar sınırımıza kadar geldiği için... Pe-ki!.. O halde bu ordu sınırda, bu kadar büyük kuvvetle kimi bekliyor-du? Herhalde Bulgarlar’ı değil... Ve şüphesiz Almanlar’ı... Çünkü Al-manlar Bulgaristan'a 1941 Mart’ının ilk günlerinde girmişlerdi. Çekilme yapılacaksa daha o zamandan ve yavaş yavaş yapılmalı, hızlı çekiliş-lerin kayıplarına lüzum bırakılmamalı idi. Eğer yalnız Türk - Bulgar sı-nırı berkitilip Türk - Yunan cephesi için tedbir alınmadığı ve Almanlar Yunan hudutlarına geldiği için bu ricat yapıldıysa yine hatadır. Çünkü Fransızlar’ın Majino hattını Belçika sınırında da devam ettirmemeleri gibi fahiş bir yanlış yapılmıştır.Sözün kısası, Trakya çekilişi dar görüş-lülüğün, tedbirsizliğin eseridir. Daha başlangıçta ordular geri hatlara yerleştirilerek ileride örtme birlikleri bırakılsa ve bütün plânlar bu ko-nuşa göre yapılsaydı sinirler böyle gerilmez, bazı kimselerde görülen panik olmazdı.

Okullar Nisan’da tatil yapınca, tabiî öğretmenler kurulu toplantıları da erken yapıldı. Bu toplantılarda öğrencilerin mukadderatı görüşülür. Daha doğru başarısız öğrencilere ne dereceye kadar müsamaha edi-leceği karar altına alınır. Söz gelişi, birisi altı dersten kırık not almıştır; o zaman üç dersten kırık alanı, bütünlemeye kalıp daha çok dersten kırığı olan döndüğü için, toplantı yapılınca ilk düşünülen iş, bu altı dersten üçünün notunu beşe çıkararak talebeyi sınıfta kalmaktan kur-tarmak olurdu. Öğretmenler de evliya mertebesinde, yani erenlerden oldukları için sağları, solları pek belli olmazdı. Bazen dört dersten kı-rığı olan bir öğrenciyi sınıfta bırakırlar, bazen de yedi dersten çakmış olana dört dersten not verip onu bütünlemeli durumuna getirirlerdi.

Bu işin hesabı, kitabı neydi diyeceksiniz. Hesabı falan yok. İnce Da-yı'nın dediği gibi biz hesaba gelmeyen milletiz...

Bizim Boğaziçi Lisesinde öğretmen toplantısı yapılırken şöyle düşünü-yordum:

Savaşa gireceğimiz muhakkak. Bu çocukların da yaşı 18'den yukarı olanları askere gidecek. Savaş olursa pek kanlı olacak ve bizim ço-cuklardan kim bilir ne kadarı can verecek. Bu çocuklardan sınıf dönen-ler bütünlemeye kalırsa bütünlemeye kalmış olan sınıf geçerse, o tali-hin savaş sayesinde olduğunu düşünerek savaşa karşı bir sempati duyacaklar, hiç değilse savaşa karşı duyacakları menfi duygu biraz azalacaktır. Cepheye giden gençler savaşa severek giderlerse bu, harp gücü bakımından bir kazanç olur. O halde bu gençleri sınıf dön-mekten kurtaralım ve bunu kendilerine bildirelim...

Ben böyle düşündüm ve öğretmen toplantısında bu düşüncemi şid-detle ve talâkatla savundum. Öğretmenlerin büyük kısmını yumuşat-tım. Kimya öğretmeni Abdülkadir İdil o günkü toplantıda yoktu. Aksi gibi de çocukların çoğu kimyadan kırık not almıştı. "Abdülkadir İdil ba-na tam yetki verdi. Kimya notlarını düzeltmek hakkım var." diye de bir dinamit savurdum. Yurt müdafaasına koşacak insanların bir okka hid-rojenle iki okka oksijenden hangisinin daha ağır olduğunu bilmelerine hiç lüzum yoktu. Böylece o gün birçok öğrenciyi kimyadan geçirdim. Sonuç şu oldu ki, o yıl Boğaziçi Lisesi’nde kimse dönmedi. Yalnız bir miktar talebe bütünlemeye kaldı ve bunun bir savaş piyangosu oldu-ğu tarafımdan onlara

Devamı