|
yerlere çekildi. Şimdi burada biraz duralım
ve bu acele Trakya çekilişi-nin sebeplerini araştıralım:
Bu ordu neden çekilmişti? Almanlar sınırımıza
kadar geldiği için... Pe-ki!.. O halde bu ordu sınırda, bu kadar
büyük kuvvetle kimi bekliyor-du? Herhalde Bulgarlar’ı değil...
Ve şüphesiz Almanlar’ı... Çünkü Al-manlar Bulgaristan'a 1941
Mart’ının ilk günlerinde girmişlerdi. Çekilme yapılacaksa daha o
zamandan ve yavaş yavaş yapılmalı, hızlı çekiliş-lerin
kayıplarına lüzum bırakılmamalı idi. Eğer yalnız Türk - Bulgar
sı-nırı berkitilip Türk - Yunan cephesi için tedbir alınmadığı
ve Almanlar Yunan hudutlarına geldiği için bu ricat yapıldıysa
yine hatadır. Çünkü Fransızlar’ın Majino hattını Belçika
sınırında da devam ettirmemeleri gibi fahiş bir yanlış
yapılmıştır.Sözün kısası, Trakya çekilişi dar görüş-lülüğün,
tedbirsizliğin eseridir. Daha başlangıçta ordular geri hatlara
yerleştirilerek ileride örtme birlikleri bırakılsa ve bütün
plânlar bu ko-nuşa göre yapılsaydı sinirler böyle gerilmez, bazı
kimselerde görülen panik olmazdı.
Okullar Nisan’da tatil yapınca, tabiî
öğretmenler kurulu toplantıları da erken yapıldı. Bu
toplantılarda öğrencilerin mukadderatı görüşülür. Daha doğru
başarısız öğrencilere ne dereceye kadar müsamaha edi-leceği
karar altına alınır. Söz gelişi, birisi altı dersten kırık not
almıştır; o zaman üç dersten kırık alanı, bütünlemeye kalıp daha
çok dersten kırığı olan döndüğü için, toplantı yapılınca ilk
düşünülen iş, bu altı dersten üçünün notunu beşe çıkararak
talebeyi sınıfta kalmaktan kur-tarmak olurdu. Öğretmenler de
evliya mertebesinde, yani erenlerden oldukları için sağları,
solları pek belli olmazdı. Bazen dört dersten kı-rığı olan bir
öğrenciyi sınıfta bırakırlar, bazen de yedi dersten çakmış olana
dört dersten not verip onu bütünlemeli durumuna getirirlerdi.
Bu işin hesabı, kitabı neydi diyeceksiniz.
Hesabı falan yok. İnce Da-yı'nın dediği gibi biz hesaba gelmeyen
milletiz...
Bizim Boğaziçi Lisesinde öğretmen toplantısı
yapılırken şöyle düşünü-yordum:
Savaşa gireceğimiz muhakkak. Bu çocukların da
yaşı 18'den yukarı olanları askere gidecek. Savaş olursa pek
kanlı olacak ve bizim ço-cuklardan kim bilir ne kadarı can
verecek. Bu çocuklardan sınıf dönen-ler bütünlemeye kalırsa
bütünlemeye kalmış olan sınıf geçerse, o tali-hin savaş
sayesinde olduğunu düşünerek savaşa karşı bir sempati
duyacaklar, hiç değilse savaşa karşı duyacakları menfi duygu
biraz azalacaktır. Cepheye giden gençler savaşa severek
giderlerse bu, harp gücü bakımından bir kazanç olur. O halde bu
gençleri sınıf dön-mekten kurtaralım ve bunu kendilerine
bildirelim...
Ben böyle düşündüm ve öğretmen toplantısında
bu düşüncemi şid-detle ve talâkatla savundum. Öğretmenlerin
büyük kısmını yumuşat-tım. Kimya öğretmeni Abdülkadir İdil o
günkü toplantıda yoktu. Aksi gibi de çocukların çoğu kimyadan
kırık not almıştı. "Abdülkadir İdil ba-na tam yetki verdi. Kimya
notlarını düzeltmek hakkım var." diye de bir dinamit savurdum.
Yurt müdafaasına koşacak insanların bir okka hid-rojenle iki
okka oksijenden hangisinin daha ağır olduğunu bilmelerine hiç
lüzum yoktu. Böylece o gün birçok öğrenciyi kimyadan geçirdim.
Sonuç şu oldu ki, o yıl Boğaziçi Lisesi’nde kimse dönmedi.
Yalnız bir miktar talebe bütünlemeye kaldı ve bunun bir savaş
piyangosu oldu-ğu tarafımdan onlara |