|
Sonra öğrendim: Bu erler ve başka
birliklerden birçok başka erler, Trakya'dan İstanbul'a kadar
böyle gelmişlerdi. Depolarda, pabucu parçalananlara verilecek
yeni ayakkabı bulunamamıştı.
Bu bölük, kâşanemizin yanındaki büyük bir
kâgir yapıyı işgal etti. Seferberlik zarureti ile boş binalara
askerin el koyması kabul edilmişti. Yanımızdaki büyük yapı,
gayet kalabalık bir göçmen ailesinindi. Birçok odaları ve ahırı
vardı. Fakat bitirilmeden kalmıştı. Meselâ pencereleri yoktu.
Yine caddenin başındaki küçük ahşap ev de
askerî revir yapılmıştı. Bölüğün gelişinden bir iki gün sonra
bir er kapımızı çalarak doktorun revir için biraz tentürdiyot
istediğim söyledi. Evet, inanılır gibi değil amma böyle işte...
Bizim konakta her türlü sıhhî levazımımız bulundu-ğunu, doktor
kimden öğrendiyse öğrenmişti. O zamanki Maltepe şim-diki gibi
8-9 bin nüfuslu bir kasaba değil; sokakları fenersiz ve çamur,
çarşısı pek iptidaî, 2-3 bin nüfuslu bir köydü. Fakat şaşılacak
nokta bu değil, seferberlik yapmış bir ordunun askerî revirinde
tentürdiyot gibi en basit bir maddenin bulunmayışı idi.
Arkasından bir harika daha ol-du:
Kolu sargılı ve hasta benizli bir er gelerek
alkol istedi. Soruşturma ya-pıp öğrendik ki doktor yoktur ve er,
pansumanını kendi kendine yapa-caktır. O zaman, sayın zevcem
Bedriye Atsız bu erin tedavisini üzeri-ne aldı. Evde pamuk, gaz
ve sargı bulunduğu için günaşırı yaptığı pan-sumanlarla zavallı
eri tedavi etti. Zaten bu gibi işlerde büyük bir tec-rübesi
vardı. İğne yapmasını da kendi kendine öğrenmiş ve pek çok
kimseye yüzlerce iğne yaparak ün kazanmıştı. Askerin
tedavisinden sonra şöhreti büsbütün arttı. Zaten o zaman
Maltepe'nin valisi gibi bir şeydi. Kimin ne derdi olsa ona
koşar, o da yüksünmeden yapardı. Kü-çük çocuklar kendisini
doktor sanırlardı. Hattâ bir komşu, ağaçtan düşerek kolu kırılan
oğlunu, doktordan önce Bedriye'ye getirmiş ve ondan vize
aldıktan sonra doktora göndermişti. Mesleğim güvensizlik esası
üzerine kurulu olduğu halde bana bir öyle bir güven gelmişti ki
apandisit ameliyatı olacağım zaman: "Acaba bir iki ameliyatta
bulu-narak kurs gördükten sonra bu işi o yapsa olmaz mı?" diye
düşün-mekten kendimi alamamıştım. Sözün geleceği yer şu ki bir
savaş çıktığı takdirde sayın Adnan Menderes, hiç tereddüt
etmeden Bedriye Atsız' a bir büyük hastanenin baş hemşireliğini
verebilir ve hastanenin iyi vazife yapacağına güvenebilir. Şu
şartla ki kendisine büyük otorite ve yetki verilmelidir. Çünkü
benden başka herkese söz geçirmeğe alışmıştır.
1941-1942 kışı sert geçti. Bu sert kışta,
ayaz bir gecede şahit olduğu-muz bir manzarayı da unutmadım,
unutamıyorum.
O zaman Maltepe'de evlere su dağıtılan
tesisat yapılmamıştı. Sucular, mevcut üç dört çeşmeden
tenekelere doldurdukları suyu, eşeklerine yükleyerek evlere
taşırlardı. Bu işi meslek edinmiş dört beş kişi, müş-terileri
paylaşmışlardı ve her eve kaç günde bir su götürüleceğini bilir-lerdi.
Kanun gözünde sayın bir vatandaş olduğu için adım söyleyeme-yeceğim
ilk sucumuz, her su getirişinde kaşla göz arasında küçük bir
şey, meselâ bir kutu kibrit aşırmayı âdet edinmiş olduğu için
değiş-meye mecbur olmuştuk. Âdetler ve |