TÜRKÇÜLÜĞE KARŞI HAÇLI SEFERİ VE ÇEKTİKLERİMİZ

 
 

 

 

95

Sonra öğrendim: Bu erler ve başka birliklerden birçok başka erler, Trakya'dan İstanbul'a kadar böyle gelmişlerdi. Depolarda, pabucu parçalananlara verilecek yeni ayakkabı bulunamamıştı.

Bu bölük, kâşanemizin yanındaki büyük bir kâgir yapıyı işgal etti. Seferberlik zarureti ile boş binalara askerin el koyması kabul edilmişti. Yanımızdaki büyük yapı, gayet kalabalık bir göçmen ailesinindi. Birçok odaları ve ahırı vardı. Fakat bitirilmeden kalmıştı. Meselâ pencereleri yoktu.

Yine caddenin başındaki küçük ahşap ev de askerî revir yapılmıştı. Bölüğün gelişinden bir iki gün sonra bir er kapımızı çalarak doktorun revir için biraz tentürdiyot istediğim söyledi. Evet, inanılır gibi değil amma böyle işte... Bizim konakta her türlü sıhhî levazımımız bulundu-ğunu, doktor kimden öğrendiyse öğrenmişti. O zamanki Maltepe şim-diki gibi 8-9 bin nüfuslu bir kasaba değil; sokakları fenersiz ve çamur, çarşısı pek iptidaî, 2-3 bin nüfuslu bir köydü. Fakat şaşılacak nokta bu değil, seferberlik yapmış bir ordunun askerî revirinde tentürdiyot gibi en basit bir maddenin bulunmayışı idi. Arkasından bir harika daha ol-du:

Kolu sargılı ve hasta benizli bir er gelerek alkol istedi. Soruşturma ya-pıp öğrendik ki doktor yoktur ve er, pansumanını kendi kendine yapa-caktır. O zaman, sayın zevcem Bedriye Atsız bu erin tedavisini üzeri-ne aldı. Evde pamuk, gaz ve sargı bulunduğu için günaşırı yaptığı pan-sumanlarla zavallı eri tedavi etti. Zaten bu gibi işlerde büyük bir tec-rübesi vardı. İğne yapmasını da kendi kendine öğrenmiş ve pek çok kimseye yüzlerce iğne yaparak ün kazanmıştı. Askerin tedavisinden sonra şöhreti büsbütün arttı. Zaten o zaman Maltepe'nin valisi gibi bir şeydi. Kimin ne derdi olsa ona koşar, o da yüksünmeden yapardı. Kü-çük çocuklar kendisini doktor sanırlardı. Hattâ bir komşu, ağaçtan düşerek kolu kırılan oğlunu, doktordan önce Bedriye'ye getirmiş ve ondan vize aldıktan sonra doktora göndermişti. Mesleğim güvensizlik esası üzerine kurulu olduğu halde bana bir öyle bir güven gelmişti ki apandisit ameliyatı olacağım zaman: "Acaba bir iki ameliyatta bulu-narak kurs gördükten sonra bu işi o yapsa olmaz mı?" diye düşün-mekten kendimi alamamıştım. Sözün geleceği yer şu ki bir savaş çıktığı takdirde sayın Adnan Menderes, hiç tereddüt etmeden Bedriye Atsız' a bir büyük hastanenin baş hemşireliğini verebilir ve hastanenin iyi vazife yapacağına güvenebilir. Şu şartla ki kendisine büyük otorite ve yetki verilmelidir. Çünkü benden başka herkese söz geçirmeğe alışmıştır.

1941-1942 kışı sert geçti. Bu sert kışta, ayaz bir gecede şahit olduğu-muz bir manzarayı da unutmadım, unutamıyorum.

O zaman Maltepe'de evlere su dağıtılan tesisat yapılmamıştı. Sucular, mevcut üç dört çeşmeden tenekelere doldurdukları suyu, eşeklerine yükleyerek evlere taşırlardı. Bu işi meslek edinmiş dört beş kişi, müş-terileri paylaşmışlardı ve her eve kaç günde bir su götürüleceğini bilir-lerdi. Kanun gözünde sayın bir vatandaş olduğu için adım söyleyeme-yeceğim ilk sucumuz, her su getirişinde kaşla göz arasında küçük bir şey, meselâ bir kutu kibrit aşırmayı âdet edinmiş olduğu için değiş-meye mecbur olmuştuk. Âdetler ve

Devamı