Atsız Ata'nın dediği gibi, Türkçü olmak kolay değildir. Her önüne gelen Türkçü olamayacağı gibi, her Türkçüyüm diyen de Türkçü olamaz. Bizler yani Nihal Atsız'ın izinden sapmadan giden, söylediklerini olduğu gibi harfiyen uygulayan, O'nun söylediklerini kendi işimize geldiği gibi yorumlayıp saptırmayan ve Türkçülük=Atsızcılıktır diye belleyen gerçek Atsızcılar ve gerçek Türkçüler de bugün, tıpkı Atsız Atamız'ın yaşadığı devirde uğraştığı Türklük ve Türkçülük düşmanlarıyla uğraşmaktayız. Türklüğün ve Türkçüğün düşmanları ve önündeki engeller yaşanan devirlere göre küçük farklılıklar ve değişiklikler arzetse de temelde aynıdır.
Atsız Atamız, yaşadığı devirde hangi sorun ve düşmanlarla uğraşmış ya da savaşmış bunları kabaca irdeleyecek olursak görürüz ki; o devrin Türkçüleri'nin dorukta yaşayıp, savaştığı "Komünizm" tehlikesi istisna, üç aşağı beş yukarı bugünün Türkçüleri de benzer sorun ve düşmanlarla uğraşıp savaşmaktadırlar. O devrin ve günümüzün Türkçüleri'nin öncelikli düşmanları kabaca; Şeriatçılık, Kürtçülük, Batıcılık, Beynelmilelcilik/Uluslarasıcılık olduğu kadar, sahte Türkçüler veya Türkçümsü dediğimiz Türkçü özentileridir de.
Atsız Atamız'ın devrinde yaşayıp Atsız Atamız'la ters düşen ya da Atsız Atamız'ın sevmediği Türkçüler hepimizin malumudur. Bunun böyle olmasının sebebi; o zaman kendisine Türkçü sıfatını takan o kişilerin, Türkçü olmanın önde gelen bir kaç ölçütü olan; mertlik, dürüstlük, tutarlılık, davasında tavizsiz olma, savaşçı bir ruha sahip olma ve kendi davasından olan insanlara saygı duyma vb. niteliklere sahip olmamalarıdır. Kişilerin bilgi donanımı, entelektüel birikimi, akademik kariyeri vb. ölçütler az önce belirttiğimiz ölçütlere sahip olunduğu takdirde bir anlam ifade eder; yani salt bu özellikler bir Türk'ün Türkçü olmasına ya da kendisine Türkçü sıfatını takmasına yeterli değildir. O insan kendisini Türkçü olarak nitelese bile, gerçek Türkçüler'in indinde bir Türkçü değildir ve olamaz da. Bu durum günümüz içinde geçerlidir.
Günümüzde de kendilerine Türkçü sıfatı takan ve fakat, Türkçü olmak için gerekli niteliklere sahip olmayan Türkçü özentileri peydahlanmıştır. Bu sözde "Türkçüler" değişik şekillerde Türkçülüğe ihanet etmektedirler. Bu ihanetler; ya kişilik zaafı olarak ortaya çıkmaktadır ya da Türkçülük ülküleminin içini boşaltacak tarzda ve kavram kargaşasına düşülecek şekilde Türkçülüğün doğasına ve mantığına ters olan çeşitli melez ülkülemler (Sosyalist-Türkçülük, İslamcı-Türkçülük vb.) gibi saçmalıklar icat etmek suretiyle olmaktadır. Türkçülük herkesin işine geldiği gibi yorumlayıp uygulayabileceği bir ülkülem olmadığı gibi, Nihal Atsız'ın düşünce ve görüşlerinden bağımsız olarak algılanıp, uygulanabilecek bir hareket ve ülkülem olarak da düşünülemez. Türkçülük; Nihal Atsız'ın düşünce ve görüşleriyle ters düşülecek şekilde; Amerika'yı yeniden keşfetmekle eşdeğer, yeni icatlar ve eklemeler gerektirmeyecek, esasları ve şartları tartışmalara yer bırakmayacak kadar sağlam temeli olan, derin düşünce ürünü, kuramsal olduğu kadar uygulanabilir, akılcı olduğu kadar sağlam dayanakları olan bir ülkülemdir. Bir insan ya Türkçüdür ya da değildir. Bir insan, ben Türkçüyüm diyorsa; o insan Türkçülük ülkülemini doğru tanıyıp, doğru öğrenmeli; Türkçülüğün tüm esasları ona uygun geliyorsa kabul etmeli diğer bir ifadeyle; ben Türkçülük ülküleminin şu yönünü sevip benimsedim ama bu yönü bana ters geliyor, bana ters gelen taraflarını işime geldiği gibi yorumlarım dememelidir. Çünkü Türkçülük, ideoloji olarak bir bütündür. Bu bütünü olduğu gibi kabul edenler gerçek "Türkçü"dürler. Aksi; Türkçülük ülküleminin içini boşaltmak, saptırmak ve yanlış tanıtmak demektir. Bu da, Türkçülüğe yapılacak en büyük ihanettir. Her şeyden önce, Türkçülük=Türk Irkçılığı demektir. Bu tanımlama, kendisine Türkçüyüm diyen insana dokunmamalı, şayet dokunuyorsa o insan kendisine Türkçüyüm dememelidir. Ruhu Şad olsun Atsız Atamız, zaten bütün bu söylediklerimizi bizlerden önce düşünmüş ve söylemiş onu okuyup anlamak zaten yeterlidir. Ancak gerek insanlarımızın okuma alışkanlığına sahip olmaması, gerekse Atsız Atamız'ın eserlerine ulaşma güçlüğü Türkçülük ideolojisinin ya hiç tanınmamasına ya da eksik tanınmasına sebebiyet vermektedir. Bu da, Türkçüğün gelişimi ve geniş kitlelere yayılması noktasında olumsuz bir durum arz etmektedir.
Türkçüğü; Atsız Ata'dan veya Türkçülüğün diğer büyük fikir babalarından öğrenmeyenler Türkçüğü işlerine geldiği gibi yorumlayıp, yanlış tanıtmaktadırlar. Bir insanın ama öyle, ama böyle Türkçülüğe karşı bir ilgisinin olması ve sevgi beslemesi elbette bizleri mutlu eder. Ancak; Türkçülüğü eksik anlamaları ve uygulamaları da davaya maalesef zarar verir. Bu yüzden bilhassa bir teşkilatta, dernekte, vakıfta vb. kurum ve kuruluşlarda görevi olan insanların gerçek anlamda Türkçü olmaları, Türkçülüğün lehinedir. Bugün Türkçü dernek ya da vakıf konumunda çeşitli "Türkçü" oluşumlar vardır, bu dernek ve vakıfların bazılarında ne yazık ki Türkçülük kavramının içi boşaltılmış durumdadır. Bunun sebebi ya o kurumlarda lider konumda olan insanların gerçek anlamda Türkçülük ülkülemini benimsememeleri ya da çeşitli ideolojik kavramlar ile Türkçülük arasında kalan bu kişilerin Türkçülüğü işlerine geldiği gibi yorumlayıp uygulamalarıdır. Bu duruma en çarpıcı örnek; "Milliyetçi" görünümünde olan bir partinin ve onun yan teşkilatının bünyesinde yetişip, o teşkilatın havasını solumuş ve Türkçülüğe aykırı olan öğretilerle afyonlanmış kişilerin "Türkçü" dernek ve vakıflarda etkin konumlarda olmalarıdır. Dolayısıyla bu kişiler tarafından Türkçü ideolojinin içi boşaltılmakta ve Türkçülüğü kendi işlerine geldiği gibi lanse etmektedirler. Bu kişiler; ne kadar Türkçü olmaya uğraşsalar ve kendilerine ne kadar Türkçü sıfatını yakıştırsalar da, tam anlamıyla ne gerçek anlamda bir Türkçü olabilmektedirler ne de Türkçü sıfatını hak etmektedirler. Çünkü Türkçülük herkesin işine geldiği gibi yorumlayıp, işine geldiği gibi uygulayıp lanse edebileceği bir ülkülem değildir.
Türkçülük tüm ölçütleriyle bir bütündür. Bir kişinin Türkçülüğü işine geldiği gibi yorumlayıp; Türkçülüğün ölçütlerinden işine gelenleri benimseyip, işine gelmeyenleri de benimsemeyip atması olmaz. Kendisine Türkçü sıfatını takan bir adam her şeyden önce Türk ırkçısı olmak zorundadır. Bu ırkçılıkta bir bütün olarak uygulanmalıdır yani Türk'e ihanet edip, zarar veren bütün ırklara karşı aynı tutum sergilenmelidir. Kısaca Atsız Ata oğlu Yağmur'a yazdığı vasiyetnamesinde belirttiği bütün iç ve dış düşmanlar istisnasız düşman olarak kabul edilmelidir. Yalnız şunu unutmamak gerekir; bu vasiyetnamede belirtilmiş olan iç ve dış düşmanlardan bazıları ile şimdiye kadar olumsuz anlamda karşılıklı bir etkileşim olmamış olabilir bu demek olmuyor ki, bundan sonrada o güruh Türk'e ihanet etmeyecek; sadece gerekli şartların ve uygun zeminin oluşmasını bekliyordur. Bunun böyle olacağını tahmin etmek ve öngörebilmek için Türk Tarihi'ne bir gözatmak yeterli olacaktır. Bunu göz ardı etmek olmayacağı gibi Bunun böyle olduğunu bilinçli ve mantıklı olan herkes görecektir.
Türkçülüğü diğer ülkülemlerden ayıran en önemli özelliği, ana çizgilerinin kesin hatlarla belirgin olmasıdır. Bu özelliklerin başında tavizsiz olma, takiyye olmaksızın açık ve net olma, dürüst ve mert olma vb. Türk'ün töresine uygun olan özellikler gelmektedir. Düşüncesinden taviz veren, duruma göre davranan, Türkçülüğün prensiplerine aykırı gelecek tarzda hareket eden bir insan ancak ve ancak kendine göre bir Türkçüdür. Türkçülerin; Türk-İslam sentezi gibi melez ve uydurma ülkülem sahiplerinden farkları vardır. Bizler, onlar gibi takiyyeci ve eyyamcı olamayız. Onlar, kendilerini ve insanları kandırabilmek için uydurdukları ve adına "İlmi-Siyaset" dedikleri; düşüncesinden taviz veren, kendi namertlik ve onursuzluklarını, bu gibi süslü kavramlarla örtbas etmeye çalışan eyyamcı ve takiyyeci kişilerdir. Çünkü onlar, iyi niyetli ve milli duygulara sahip saf insanların duygularını sömürüp, oylarını gasp eden ve adına "İlmi Siyaset" dedikleri aldatmacının onursuzluğunu anlamaktan yoksun zevatlardır. Bizler çok iyi biliyoruz ki; bu ve benzeri süslü kavramları kullanmalarının sebebi demagojidir (halk avcılığı) yoksa uyguladıkları siyaset, kafalarındaki düşüncelerin bir iz düşümü ve aynen dışa vurumudur. Türkçüler, kanca oldukları kadar düşünsel olarak da melezleşmeye gereksinim duymayacak kadar temiz ve onurlu insanlardır. Bizler, düşüncelerimizin kaynağını töresinden ve bu asil budunun çocuklarının ürettiği, Türk'e uygun derin düşünceden alırız. Bizler ne "Türk-İslam Sentezcileri" gibi Arap'ın töre ve fikir babalarına ne de diğer tüm "ist" ve"İzm"ciler gibi; yabancıların icadı olan ve Türk'ün bünyesine ters düşen ve uygun olmayan bozuk ülkülemlere gereksinim duyarız. Biz Türkçülerin düşüncelerinin kaynağı; binlerce yıldır süregelen Türk kültür ve töresi ile Türk budunun yetiştirdiği Atatürk, Atsız vb. Ulu Bozkurtların öğretileridir. Bizim başkalarının ne düşüncelerine ne de töresine ihtiyacımız vardır.
Özetle, gerek ülkülemimizi ifade etmek açısından olsun, gerekse uygulayacağımız siyaset açısından olsun; Türk'ün değer , kültür ve töresinden ayrılmadan Başbuğ Atatürk ve Atsız Atamız'ın yolundan bir milim bile sapmadan ve taviz vermeden hareket edip ilerleyeceğiz. Biz gerçek Türkçülere de yakışanda budur. Bizim diğerlerinden farkımız çok büyüktür çünkü bizler; "Türk'üz, Türkçü'yüz, Atatürkçü'yüz, Atsızcı'yız, Turancıyız. Soyumuz saf Türk soyudur.Töremiz ne Arap'ın,ne Kürt'ün ne de Bati'nın töresidir; özbeöz Türk'ün töresidir.Türk'ün töre ve kültürünü, yasam tarzı olarak benimseyip yaşar ve yaşatırız".
Ulu Tanrı Türk'ü Korusun.
ATSIZCILAR