Bu memleket "A"dan "Z"ye kadar bozuktur. Bu
korkunç hakikati diktatörlük rejiminin başbakanlarından Refik
Saydam söylemişti. İtiraftan sonraki yıllarca süregelen keyfî,
keyfî olduğu kadar zekâdan mahrum, zekâdan mahrumiyet nispetiyle
hâince idare, Türkiye’yi inkıraz uçurumunun kıyısına kadar
getirdi. Artık Türkiye bugünkü durumuyla top yekûn
kalkındırılamayacak bir hale gelmiştir. Adnan Menderes'in iyi
niyetinden ve enerjisinden emin olmakla beraber bu büyük işin
üstesinden gelmenin çok zor olacağına kaniiz.
Sefaletin doğurduğu veremden her yıl 40.000
kişi ölürken, millî savunma parasından çalan askerî ve sivil
şahıslar gazetelere geçerken, rüşvet alan polisler mahkemeye
sevk edilirken, öz kızlarının iffetine taarruz eden babalar
mevcutken, şehir sokaklarında evli kadınlara saldıran
ahlâksızların sonu gelmezken, resmî dairelerde hâlâ tavsiye ile
iş görülürken, bir yığın işe yaramaz memur devlet bütçesine yük
olurken, medenî Türk milletinin hâlâ mazbut bir imlâsı yokken,
Halk Partisinin yadigârı olan ve her yere sızmış bulunan
komünistler bir türlü sökülüp atılamazken, kozmopolit-mason-yahudi-komünist
yuvası haline gelen üniversitede tamamıyla keyfî bir profesörler
diktatörlüğü hüküm sürerken, lüks ve fuhuş eşyası için dışarıya
milyonlarca liralık döviz giderken, gayrı meşru kazançların
hesabı bir türlü sorulmaz ve yabana bankalarda milletten çalınan
paralar yatarken, yüz binlerce topraksız köylü, on binlerce
sefil işçi ümitsiz bir halde yaşarken Adnan Menderes'in sırf
şahsî gayretiyle bu derde deva bulmasını beklemek yersiz olur.
Türkiye'de devlet teşkilâtı bugün çatısı,
duvarları, iskeleti çürümüş; kiremitleri kırık, sıvaları
dökülmüş, cam ve çerçevesiz bir eve benzemektedir. Yalnız
temelleri sağlamdır. Onu 1040 yılında Çağrı Beyle Tuğrul Bey çok
sağlam atmışlardır. Bugün bu yapının bugünkü durumu ile
onarılmasına imkân yoktur. Bunu yıkıp o sağlam temellerin üstüne
yemden kurmak lâzımdır.
Nasıl mı? Gelecek sayılarımızda çok kısa
ifâdelerle anlatmaya çalışacağız.
Orkun, 24 Kasım 1950, Sayı: 8