Bizim gibi düşünmeyenlerin fikirlerine,
kanaatlerine saygı gösteririz. Fakat samimi olmaları şartıyla...
Büyük ülküleri, millî davaları gündelik ve aşağılık siyaset
oyunlarına karıştıranların kanaati hürmete lâyık değildir. Çünkü bu
kanaat esasen kanaat değildir. Duygunun, düşüncenin, vicdanın
mahsulü değildir. Bu, menfaatin emrinde olanların emirle veya
telkinle ortaya attığı bir iddiadır. Efendisinin buyruğu ile bugün
bunu söyleyen adam, yarın onun tam zıddını söylemekten de çekinmez.
Çünkü onun için mühim olan şey, fikir veya ülkü değildir. Millî
menfaat veya yurt sevgisi hiç değildir. Onun için ehemmiyeti olan
yalnız kendi şahsî menfaati, rahatı, zevkidir. Lüks apartman, bol
para, otomobil, konfor ve daha diğer şeyler ancak efendinin emrini
yapmakla sağlanmaktadır. O halde yapılacak şey malûmdur: Yukarının
arzusunu sezerek ona göre konuşmak, ona göre yazmak...
Biz Türkçüler (gerçek ve samimî Türkçülerden
bahsediyorum) kanaatlerimizi apaçık söylediğimiz için bazılarına
sevimsiz görünüyoruz. Biz siyaset yapmıyoruz. Siyaseti bilmiyoruz.
Çünkü bizim davamız bugünün sandalye davası değildir.
Onun için herkese sevimli gözükmeğe mecburiyet
duymuyoruz. Bizim davamız asırlara bakan bir davadır. Bir ülküdür.
İnancığımız Türklüğün davasıdır. Bütün Türklerin davasıdır. O kadar
inanmış kimseleriz ki daha bir yere toplanıp da davamızın
prensiplerini kâğıt üstünde tespit edecek, anlayış ayrılıklarımızı
ortadan kaldıracak bir teşebbüste bile bulunmadık.
Biz, ülkünün ardında yürürken kendimizi güçlü
duyuyoruz. Ancak inanmış insanların büyük işler yapacağını
biliyoruz. Millî kuvvetimizi küçümsemiyoruz. Çarpışacağımız
engellerîn sarplığını müdrikiz. Sarp engelle, katı düşmanla
çarpışmak hoşumuza gidiyor. Büyük ecdadın neslinden geldiğimiz için
büyük işler yapabileceğimizi biliyor, şanlı maziyi yeniden diriltmek
istiyoruz.
Biz boş hayaller ardında değiliz. Mazide hakikat
olan şeylerin yeniden hakikat olmasını özlüyoruz. Hastalıklardan
korunmuş, nüfusu çoğalmış, ahlâkı yükselmiş, sanayisi ilerlemiş bir
Türkiye istiyoruz. Sınır dışındaki ırkdaşlarımızı kurtarmak
yollarını arıyoruz. Onları kurtarırken Türkiye’yi batırmak
gayretlisi değiliz. Bu budalaca isnadı yapanlar kendilerinden üstün
akıl bulunmadığını sanan zavallılardır.
Fransızlar elli yıl Alsas-Loreni sayıkladılar. Hem
de halkının çoğu Alman olduğu halde... Bir niçin kendi Alsas-Lorenlerimizi
istemeyelim? Yirmi asırdır esir yaşayan Yahudiler Filistin davası
ardında iken, Bulgarlar bir defa işgal ettikleri Trakya'yı isterken,
Yugoslavlar vaktiyle bir defa sefer ettikleri Selânik'e hasret
çekerken, Araplar Antakya ve Adana'yı benimserken, Lehliler Alman
topraklarına yerleşirken, Mısırlılar Sudana sahip çıkarken,
Moskoflar Kars ve Ardahan'dan dem vururken biz niçin eski
yerlerimizi istemeyelim?
Daha dün bizim olan yerleri, yabana bir seyyah
gibi dolaşan Falih Rıfkı Atay'ın "Rumeli'yi Unutalım" dîye yazdığı
yazıyı niçin okuma kitaplarına geçirerek yıllarca orta okul
çocuklarına okuttuk? Kurtuluş Savaşını kaybedip İzmir ve Trakya'yı
elden çıkarsaydık o zaman da İzmir’i unutalım mı diyecektik?
Hakikatleri olduğu gibi görelim; Millî ülküler
taarruzidir! Başka milletlerle dostluk yapacağız diye millet
uyuşturulamaz. Dostluklar milletlerden ziyade dışişleri bakanları
arasındadır. Bulgar hariciye nazırı bizim dostumuzdur. Fakat Bulgar
maarif nazırı en büyük düşmanımızdır. 0nun için Bulgar okullarında
çocuklara Türk düşmanlığı aşılanır.
Biz, askerlerimize bile barış türküleri
söyletirken Bulgarlar Çarigrad marşını okuyor, Moskova radyosu
cumhurbaşkanına ve Türk hükümetine hakaret savuruyor, hatta dostumuz
Yunanlılar aleyhimizde propaganda kartpostalları neşrediyorlardı.
Milli ülküyü dış politikaya uydurmak gafleti bu
milleti yıllarca ülküsüz bıraktı. Millet nereye gideceğini bilemedi.
Ülküsüz bırakıldığı için de birçokları komünizmi ülkü diye
benimsediler.
Fabrika kurmak, bataklık kurutmak, okul açmak..
Bunlar bir millet için ülkü olamaz. Bunlar bir Şahsın hava alması,
su içmesi, yemek yemesi gibidir. Ülkü ise bir milletin muharrik
düşüncesi, uğrunda kan dökeceği fikirdir. Milletler için en büyük
ülkü "büyüklük düşüncesi"dir. Bunun da baş prensibi tarihî miraslara
hak iddia etmektir. Rumeliyi unutalım demek, küçülelim, küçüklüğü
kabul edelim, uyuşuklaşalım, miskinleşelim demektir.
Hayır! Rumeli'yi unutmayacağız... Hiçbir yeri
unutmayacağız... Turgut Reisin mezarı olan Trablus’u, kahraman Türk
kadınlarına ve kızlarına mezar olan Rodos’u da unutmayacağız.
Azerbaycan, Kırımı, Türkistan’ı, Kafkasya’yı, Altayları, Urallar'ı,
Ediller'i de unutmayacağız... Milli miras, Cibali imamının terekesi
değildir. Onu Falih Rıfkı veremez. Onu kimse veremez.
Milâttan önce 209'da Motun Yabgu'nun dediği gibi
millete ait olan, ataların mezarlarını saklayan toprak, yani vatan,
verilemez. Vermeyeceğiz... Unutmayacağız. Ölürken, gözlerimizde
parlayan son ışık millî mirasın hayali olacaktır.
Altın-Işık, 25 Mayıs 1947, Sayı: 5