Osmanlı
padişahlarının en büyüklerinden biri olan İkinci Murat, 12 Temmuz
1444'te Macarlar’la yaptığı barış antlaşması ile Osmanlı tarihindeki
ikinci mağlûbiyeti kabul ediyor ve 1437'den beri Haçlılarla sürüp
gitmekte olan savaş faslını kapayarak kendi isteği ile padişahlıktan
çekiliyordu. Hiç şüphesiz, Ankara bozgunluğunun bile sarsamadığı
Osmanlı Türkleri’ni Jan Hunyad’ın birkaç zaferi yıkamazdı. Fakat
Macar, Leh, Alman, Romen ve Hırvat orduları ile yedi yıldır yapılan
boğuşma, devleti de, Sultan Murat’ı da yormuştu. Osmanlı hanedanı
içinde ilk şair olan tedbirli, kahraman, ulu himmetli ve temiz
yürekli İkinci Murat ruhunun aradığı sükûnu yeşillikler ve
sessizlikler arasında bulmak için Manisa’ya çekiliyor ve tahtını da
13 yaşındaki oğluna, yarının İstanbul fatihine bırakıyordu.
Osmanlı tahtına
tecrübesiz bir çocuğun gelişi mutaassıp Haçlılar muhitinde bir ümit
ve istek doğurdu. Bu fırsattan istifade ederek Türkler’i Avrupa’dan
atmak kuruntusu gönüllerine yerleşti. Barış imzalanalı on gün
olmuştu, İncil üzeri yemin ederek verdikleri sözü nasıl
bozacaklarını düşünüyorlardı. Papanın vekili "başka dine men sup
olanlarla yapılan yeminin hükmü yoktur" diye fetva verdi ve derhal
harp hazırlığı başladı.
Haçlı ordusunun
çekirdeğini seçme ve çelik zırhlı Macar atlıları teşkil ediyordu.
Buna Almanlar, Lehliler, Romenler, Hırvatlar da katılmışlardı.
Macaristan kralı orduda bulunduğu halde başkumandanlık meşhur Jan
Hunyad’a verilmiş ve ordu 20 Eylülde Orsuva’ya gelip Tuna’yı
geçmişti. Fakat büyük maksatla ve ümitlerle yola çıkan bu ordu,
kararlaştırdığı sevkulceyş harekâtını muvaffakiyetle tatbik
edemiyor, ağır hareket ediyordu. Macar kralının 250 arabaya
yükletilen ağırlıkları ve ordunun diğer lüzumsuz eşyası bu ordunun
yürüyüşünü geciktiriyor ve Türkler’e vakit kazandırıyordu. Haçlı
ordusu 26 Eylülde Vidin’e yetişti. Orsuva ile Vidin arasındaki 110
kilometre beş günde alınmıştı. Demek ki günde ancak 22 kilometre
yürünüyordu. Halbuki bu sırada Türkler Anadolu’dan bunun iki misli
çabuklukla yürüyüş yaparak düşmanlarını karşılamağa koşuyorlardı.
Vidin önüne gelen
düşman birkaç gün taarruz ettiyse de şehri alamadı. Oran’dan
Rabova’ya gelindi. Türkler şehri boşaltmışlardı. Haçlılar boş şehre
girdiler.
6 ilk teşrinde
Niğbolu’ya gelen Haçlılar Firuz Bey oğlu Mehmet Bey kumandasındaki
Türk garnizonu tarafından durduruldu. Haçlılar şehri alamadılar;
burada da boşuna zayiat verdiler.
Haçlı ordusu geçtiği
yerleri yakıp yıkarak Razgrad’a, oradan da müstahkem bir şehir olan
Yenipazar’a geldi. Burasını savaşla alıp içindekileri kılıçtan
geçirdiler.
24 ilkteşrinde Şumnu,
Varna, Petriç, Kavarna şehirlerine beyannameler gönderilerek teslim
oldukları taktirde serbest bırakılacakları, aksi takdirde kılıçtan
geçirilecekleri bildirildi. Fakat bütün şehirler teslim teklifini
reddettiler.
26 ilkteşrinde
Haçlılar Şumnu’ya taarruz etti. Türkler şiddetle karşı koydularsa da
yenildiler. Son dakikaya kadar müdafaa eden 50 kişi hiçbir çare
kalmadığını görünce esir düşmektense ölmeği tercih ederek
kendilerini burçlardan aşağı attılar.
Haçlılar Şumnu’da
beş gün kalarak vakit kaybettiler. 4 ikinci teşrinde Prevadi’ye
geldiler. Burasını da güçlükle alarak tahrip ettiler.
6 ikinci teşrinde
Petriç kasabasını da epey zayiat vererek alıp içindeki Türkleri
kılıçtan geçirdiler.
9 ikinci teşrinde
Varna'nın önüne geldiler. Akşam karanlığı basarken Türk ordusunun,
kendi gerilerinde toplu bir halde bulunduğunu gören Haçlılar
şaşırdılar. Aşağı yukarı 4 kilometre mesafede Türk ordugâhı kurulmuş
ve Türk ordusunun ateşleri yanmağa başlamıştı.
Bu nasıl böyle
olmuştu? Tahttan çekilip Manisa’ya giden İkinci Murat hangi sihirle
ordusunun başında olarak gerilerine düşmüştü?
Haçlıların
antlaşmayı bozarak yürüyüşe hazırlandıkları öğrenilince Türk devlet
adamları tehlikeyi sezmişler ve çocuk padişaha işi zarifane bir
şekilde anlatarak babasını tahta çağırmasını teklif edip bunu ikinci
Mehmet’e kabul ettirmişlerdi. Fakat Sultan Murat bu teklife ret
cevabı vermiş, bunun üzerine istikbalin İstanbul Fatih’i, tarihte
pek tanınmış olan "padişahsanız ordunuzun başına geçin, padişahsam
ordunuzun başına geçmenizi emrediyorum." mealindeki mektupla İkinci
Murat’ı tekrar padişahlığı ele almağa mecbur etmişti. Ordusunun
yenilmesinden ve büyük oğlu Alâeddîn’in ölümünden doğan acı ile
dinlenmek için çekildiği Manisa’da beklediğini bulamayan ikinci
Murat büyük bir çabuklukla ordusunu toplayıp hızla yürüdü. Gelibolu
hizalarından Kümeliye geçecekti. Fakat Haçlı donanmasının Gelibolu
önünde beklediğini öğrenince büyük bir karar çabukluğu ile doğuya
yöneldi ve İstanbul Boğazı’na doğru ilerledi. Balıkesir-Bursa-Gemlik
üzerinde yapılan bu cebrî yürüyüş tamamı ile muvaffak olmuş bir
hareketti. Gayet gizli olarak yapılmış, Gelibolu önünde bekleyen
düşman donanması aldatılarak yerinde bırakılmıştı. Bu donanma boş
yere Türk ordusunu Çanakkale Boğazı’nda bekliyordu.
Türk ordusu Anadolu
Hisarı önünden, İtalyan gemileri ile Kümeliye geçti. 40.000 kişi
olan Türk ordusu er başına bir duka altını isteyen İtalyanlar’a bu
parayı vererek Rumeli’ye geçmiş ve hızla Edirne’ye yürümüştü.
Edirne’ye ilkteşrîn
ortalarında varıldı. Bu sırada düşman boşuna Niğbolu’yu sarmakla
vakit geçiriyordu. Türk ordusu Edirne-Filibe-Şıpka-Tırnova yolu ile
Niğbolu’ya vardığı sırada düşman oradan çekilmiş, Şumnu’ya doğru
gitmişti. Niğbolu’daki Türk kuvvetleri de orduya katıldı. Doğuya
doğru ilerlendi. Haçlılar, Türk ordusunun kendi artlarında olduğunu
bilmiyorlar, bu toprakları iyi tanıyan Türkler ise kendilerini
saklamak suretiyle yıldırım gibi ilerleyerek düşmana
yaklaşıyorlardı.
9 ikinci teşrinde
Haçlılara yetişmişlerdi, iki ordu ters cephe ile çarpışacaklardı.
Çünkü Haçlılar arkalarını Varna’ya vererek Batı Şimal’e doğru cephe
almışlar, Türkler ise cepheyi Cenup Doğu’ya doğru tutmuşlardı.
Macar kralı, Türk
ordusunun dört kilometre uzakta olduğunu öğrenince atların
eğerlerinin çıkarılmadan gecelenmesini emretti. Manevî kuvvetleri
mükemmeldi. Macarların üstünlüğü zırhlı süvarilerden mürekkep
olmalarında idi. Başkumandanları Jan Hunyad, Türklere karşı birkaç
zafer kazanmış büyük bir kumandandı, iki tarafta da top vardı.
Türk ordusu
Anadolu’dan 40.000 kişiyle Kümeliye geçmiş, burada da bazı kuvvetler
kendisine eklenmişti. Edirne’de bir miktar asker bıraktıkları için
50.000 kişiden çok değildiler. Haçlılar ise 70.000 kadardı. Yanlış
bir düşünce ile bazı Türk kaleleri önünde boşuna oyalanıp zayiat
vermeselerdi Türk ordusuna göre daha üstün bir durumda
bulunacaklardı.
10 ikinci teşrin
1444'te savaş başladı. Türkler, Haçlıların bozdukları antlaşmayı bir
kargıya geçirerek karargâha dikmişlerdi. Türk ordusunun sağ
kanadında Turhan Bey buyruğundaki Kümeli sipahileri, ortada Karaca
Paşa buyruğundaki Anadolu sipahileri bulunuyordu. Sol kanatta
akıncılarla hafif piyadeler olan azaplar vardı. Başkumandan olan
İkinci Murat, kapıkulları yani yeniçeri ve kapıkulu sipahisi ile
ihtiyatta bulunuyordu.
Ters cephe ile
yapılan savaşta iki taraftan birinin mahvolacağı tabiî idi. Bu
neticeyi katî’leştiren sebeplerden birisi de iki tarafın azmindeki
şiddet ve kumandanlarındaki ustalıkla askerlerindeki kahramanlıktı.
Taarruza Türkler
başladı. Türkler’in sol kanadındaki 10.000 azap ve akıncı düşman sağ
kanadına, onu çevirecek şekilde, yaklaştılar. Azaplar düşmanı ok
yağmuruna tuttuktan sonra akıncılar düşmana doğru saldırdılar. Aynı
zamanda Anadolu Beylerbeyi Karaca Paşa da Anadolu sipahileriyle
düşmana şiddetle taarruza geçti. Düşman, azap ve akıncıların
yaklaşmalarına müsaade ettikten sonra zırhlı süvarileriyle pek sert
bir mukabil taarruzda bulundu ve hafif Türk kuvvetlerini geriye
doğru sürdü.
Karaca Paşa
kuvvetleri ise karşılarındaki Hırvatları yenerek ilerlemeğe
başladılar. Hırvatlar genlerindeki bütün ihtiyatları da harbe
sokarak bu hücumu durdurmağa çalıştılarsa da muvaffak olamadılar.
Hırvatlar bataklığa doğru sürülerek hepsi birden yok edildi.
Jan Hunyad, kendi
sağ kanadının kötü durumunu görünce kendi kumandasına aldığı Macar
ve Boşnak kuvvetleriyle Karaca Paşa’ya saldırdı. Bu yan hücumu pek
yaman oldu. Çok kanlı olan çarpışmada Karaca Paşa şehit düştü.
Anadolu sipahileri, yeniçerilerin soluna kadar çekildiler.
Türk sağ kanadındaki
Rumeli sipahileri de merkez solla birlikte düşmana taarruza
geçmişlerdi. Düşman, zırhlı süvarileriyle bunlara da mukabil bir
taarruz yaparak Rumeli sipahilerini geriye sürdüyse de ihtiyatlarını
alan sağ kanat yeniden saldırarak Haçlıları püskürtüp takibe
başladı.
Düşman başkumandanı
Jan Hunyad kendi sağ kanadındaki durumu düzelttikten sonra şimdi
bozulan sol kanadını da düzeltmek için Macar kralının yanında
bulunan ihtiyat alaylarından birini alarak yardıma koştu. Turhan
Bey’in Rumeli sipahilerini geri itmeğe başladı. Anadolu sipahileri
de yeniçerilerin sağına çekilip cephe kurdular.
Savaşın buraya kadar
olan kısmı Haçlıların lehi ne gibi gözüküyordu. Her ne kadar
Hırvatlar mahvedilmişse de Türk ordusunun kanatlarıyla ortası
çekilmeğe mecbur edilmiş ve cephe, padişahın yedek kuvvetleri olan
yeniçerilerle kapıkulu sipahilerinin önüne kadar gerilemişti. Fakat
buna mukabil Türkler’in lehine de şu durum vardı: Haçlıların bütün
kuvveti savaşa sokulduğu halde Türkler’in kapıkulu askerleri henüz
yıpranmamış bir halde ihtiyatta idiler. Bundan başka yıpranmış
düşman kuvvetleri Türkler’in meşhur kaz kanadı tabiyesinin
karşısında idiler.
Düşman, Türk
hattının iki yanına çekilmiş olan Rumeli, Anadolu sipahileriyle azap
ve akıncıları galiba tamamıyla bozulup bitmiş sanıyordu. Bunların
varlığını hiç düşünmeden yeniçeri ve kapıkulu sipahilerine yüklendi.
Bu kuvvetin önünde
hendekler açılmış, engeller yapılmıştı. Jan Hunyad, Macar kralının
yanındaki alayları, son ihtiyat olarak, katî netice anında savaşa
sokmak istediği için bunların kendisinden emir beklemelerini
söylemişti. Fakat bu alayların kumandanları savaşın Türk karargâhı
önünde cereyan etmekte olduğunu görünce askerliklerini unutup
kraldan savaşa girmek müsaadesini istediler. Kral bu müsaadeyi
vermek yanlışlığını yaptı. Düşmanın son ihtiyatı da yeniçerilere
taarruz etmek için atıldı.
Türkler, düşmanın
bütün kuvvetleri harbe girince katî dakikanın geldiğine hükmettiler.
Yeniçeri cephesinin merkezi biraz geriye ricat ettirilerek kaz
kanadı tabiyesi tatbik olunmağa başladı. Düşman, Niğbolu’da olduğu
gibi bir yarım çemberin içine girdiğinin farkında değildi.
Bu sırada kendi sol
kanadının da durumunu düzeltip kralın karargâhına gelmiş olan Jan
Hunyad, kendi emrine aykırı olarak son yedeklerin de savaşa girmiş
olduğunu gördü ve başkaca yapılacak bir işi olmadığı için Haçlıları
şiddetle ve üç defa hücuma şevketti.
Haçlılar Sultan
Murat’a saldırıyor, Türkler Macar kralını yakalamak istiyorlardı.
Türk karargâhının önünde pek çetin bir boğuşma oluyordu. Bu arada
Sekban başı Yazıcı Doğan da şehit düştü. Büyük bir yiğitlikle
saldıran Macar kralının atını Rüstem adında bir Türk askeri balta
ile devirdi. Kral öldürüldü. Koca Hızır adında yaşlı bir asker
kralın başını kesip bir mızrağa saplayarak mızrak ucundaki bozulan
antlaşmanın yanına dikti. Zaten yeniçerilerin yanında bulunan
Anadolu ve Rumeli sipahileri de kaz kanadını kapayarak düşmanı
çember içine almışlardı. Gece basarken Jan Hunyad Romenlerle
birlikte Şimal’e doğru kaçabildi.
Ertesi sabalı (11
ikinci teşrin) 1444 düşman karargâhında tutunmakta olan küçük düşman
birliklerine taarruz olunarak kumandanları Kardinal Sezarini başta
olmak üzere hepsi kılıçtan geçirildi. Kralın 250 araba tutan eşyası
zapt olundu.
Hunyad’la birlikte
kurtulan dört beş bin kişilik kuvveti Davut Paşa iki gün Tuna’ya
kadar kovaladı.
Varna meydan savaşı
imha savaşlarının en güzel örneklerinden biridir. Baştan sonra kadar
iyi idare edilen bir savaştı. Hareketlerini gizleyerek düşmanı gafil
avlayan Türk Ordusu, bu savaşla tarihimize çok şanlı bir yaprak
yazmıştır. Jan Hunyad’ın kumandanlıktaki ustalığı ve Macar
atlılarının zırhlı olduğu düşünülürse bu zaferin değeri daha iyi
anlaşılır. On beşinci asırdaki zırhlı süvariler bugünün tankları
gibi önüne geleni süpüren yaman bir kuvvetti. Türkler böyle bir
kuvveti imha etmişlerdir. O korkunç kuvveti yenip yok eden İkinci
Murat’la Türk ordusu kutlanmağa lâyıktır.
Başta İkinci Murat,
sonra Karaca Paşa olduğu halde o savaşın bütün şehit ve gazilerini
saygı ile analım. Üç yıl sonraki 10 ikinci teşrin, bu zaferin 500.
yıldönümüne rastlayacaktır. Milletçe bir tören yapmak ve İkinci
Murat’ın heykelini dikmek için şimdiden hazırlansak büyük bir değer
bilirlik olmaz mı?
(2 İkinci teşrin
1941) Çınaraltı, 1941, Sayı; 15