Z VİTAMİNİ

 
 

 

 

3

Beşeri Şef, ağzına bir "Z" vitamini daha attıktan sonra sordu:

-"Arkadaşlar ne düşünüyorsunuz?"

Milli Eğitim Bakanı Falih Rıfkı Atay söz aldı:

-"Aziz Şefim! İlkönce sayın Yalman'ın teklifine itiraz yapacağım. Özde ve esasta kendisiyle birim: Türkiye, Beşeristan olmalıdır. Yalnız, dev-letimizin yeni adının soyundaki "istan"ı doğru bulmuyorum. Elit takımı bunun Farsça bir ek olduğunu bilir. Halbuki biz kültür Türkçüleri, dilin özleşmesi konusunu öteden beri ele almışızdır. Dilimizi komşu İranın kültür tahakkümü altında yaşatamayız. Bundan ötürü devletimizin adı Beşeristan değil, Beşereli olmalıdır. Bu düşüncemi belirttikten sonra 21'inci yüzyıl için milli eğitim alanında yapacağımız devrimlere geliyo-rum: Milli kelimesi irticai bir anlam taşıdığından, bundan böyle "Milli Eğitim" yerine "Beşeri Eğitim" tamlamasını kullanacağız. Okullardaki tarih öğretimini de yeni esaslara göre ayarlayarak, milletler arasına kin sokan milli tarih kısımlarını kaldıracağız. İlmi gerçekleri asla feda etmeden bunu başarmak elimizdedir. Mesela, şimdiye kadar tarih kitaplarında ballandıra ballandıra anlatılan Malazgirt Savaşını kısaca Osmanlı Sultanı Kılıç Arslanla Bizans İmparatoru meşhur filozof Diyo-jen'in düşmanlık şeklinde başlayan, fakat dostlukla biten siyasi bir münasebeti olarak yazdıracağız. İstanbul'un alınmasını ise, Fatih sul-tan Selim'in Bizans medeniyetini kabul ederek Türk ve Rum milletlerini tek idare altında  birleştirmesi şeklinde göstereceğiz. Yoksa İstan-bul'un kuşatılması, kanlı savaşlar, ölümler anlatılırsa işin tadı kaçar. Yirmi birinci yüzyılın huzuruna bir istila hareketini överek çıkamayız. Zaten Fatih sultan Selim, İstanbul'u aldığı zaman yirmi yaşında bir ço-cuktu. Ben yirmi yaşında iken geceleyin sokağa çıkamazdım. Çocukta akıl olur mu? Herhalde İstanbul'u da böyle bir çocukluk anında almış-tır. Onun için tarihi yeni baştan yazmak, bundan beşeri hadiselere yer vermek, bilhassa ecdadımız Hititlerin kanunlarını, eski Yunan ve Roma medeniyetlerini, Cumhuriyeti, 1961 hareketini etraflı olarak göstereceğiz. Bundan başka yeni bir kanunla orta öğretimi mecburi kılarak bale ve estetik dans dersleri koyacağız. Yeni okullar yaparak devleti masrafa sokmamak için şehirlerdeki bütün hamamları okul haline getireceğiz. Beşer ruhunu enginleştiren müzik, her vatandaşın faydalanacağı bir nimet haline gelsin diye bir müzik enstitüsü açacak ve bu enstitüyü akustik bakımdan çok elverişli olan Süleymaniye Camiinde kuracağız. Aziz Beşeri Şef'ten buradaki açılış dersini viyo-lonseli ile vermesini bilhassa rica ederim. En nihayet büyük mütehas-sıslarını buraya getirecek ve ilmin bütün gizli ve bilinmedik taraflarını açığa çıkaracağız. Bu yeni üniversiteye bir isim koyması Beşeri Şef-ten dilerken yüksek ve şerefli bir vazife yaptığıma inanıyorum."


Beşeri Şef yine ayağa kalktı. Sevindiği, heyecanlandığı zaman hep böyle yapardı. Falih Rıfkı Atayı kucakladı. O kadar duygulanmıştı ki, gözlerinden yaşlar akıyor, ara sıra hıçkırıyordu:

-"Var ol Falih'im, dedi, senin ileri düşünceli bir devrimci olduğunu bili-yordum. Ne kadar yüksek ve şerefli bir adam olduğunu da dünya alem bilir. Beşeriyeti şenlendirecek olan bu yeni üniversitenin "Şengül Üni-versitesi" olsun. Seni bu üniversiteye fahri rektör ve beşeri ahlak Or-dinaryüs Profesörü tayin ediyorum. Öteki Profesörleri sen seç!"

Falih Rıfkı Atay zaten hazırlıklıydı. Cebinden bir kağıt çıkararak Şengül üniversitesinin profesörlerini saymaya başladı:

-"Profesör Behçet Kemal Çaplar edebiyat, folklor, şiir, tekerleme ve kömür mühendisliği kürsülerini dolduracak; bilhassa mevlût nevileri üzerinde serbest konferanslar verilecektir. Zonguldak Maden Okulun-da ilk, Londra caddelerinde orta, Millet Meclisi koridorlarında da yük-sek tahsilini yapmış işsiz bir profesördür. Her ay bir cilt şiir yazmak-tadır. Profesör Hamit Ongunsu tarih derslerini okutacaktır. Bilhassa Girit tarihiyle Türk-Bizans işbirliği konuları üzerinde duracaktır. İstan-bul Üniversitesinde yapılan törende yalnız onun konferansı Patrik At-henagoras Hazretlerinin hoşuna gitmişti. Pek değerli ve kitapsız bir ilim adamımızdır. Profesör Nihat Erim, devletler hukuku, hürriyet hu-kuku ve şal hukuku kürsülerini dolduracaktır. En demokrat ruhlu pro-fesörlerimizdendir. Tek parti ile ideal demokrasi nasıl kurulur? Adlı bir eserle Kişmir Şalları ve Amerika'daki hürriyet heykeli adlı doktora te-zinin müellifidir. Profesör Nadir Nadi, idare kürsüsünü dolduracaktır. Kendisi bu dersin bilhassa maslahat idaresi kısmında mütehassıstır. Profesör Metropolit Yakavos, İslam dini, fıkıh, tefsir ve hadis okuta-cak; böylelikle bizde şimdiye kadar ihmal edilmiş ve softalar elinde kalmış olan ilahiyat bilgisine yeni bir yön verecektir. Kendisi "Nurlu Ufuklar" adlı ölmez eserinde İsa'nın hem Allah, hem de Allahın oğlu ol-duğunu çürütülmez delillerle ispat etmiştir. Profesör Hamdullah Sup-hi, estetik, hitabet, Bursa çinileri, Rum ve Ermeni hukuku, Yahudi hu-kuku okutacak ve Patrikhanenin üniversite mümessilliğini yapacaktır. Athenagoras Hazretlerinin dostu ve akrabasıdır. Irkçılara karşı "çorba millet" teorisini müdafaa etmiştir. Profesör Moiz Tekinalp, ekonomik milliyetçilik kürsüsünde ilim tarihimize yeni ufuklar açacaktır. Kendisi her ne kadar Turan adlı bir kitabın müellifi ise de bunun bir mürettip yanlışı olduğunu, kitabın adı Tevrat olacakken eski harflerdeki karışıklık sebebiyle sondaki "te" harfinin bir noktasının düştüğünü, böylece "nun" haline geldiğini ve Turan okunduğunu ispat etmiştir. Profesör Halid Edip, Amerikan edebiyatı ve çocuklukta, gençlikte, ol-gunlukta, yaşlılıkta kaknemlikte kadın seksolojisi kürsülerini emsalsiz bir liyakatla dolduracak ve hepsi de kendi tecrübelerine dayanan eserlerini külliyathalinde neşredecektir.

Beşeri Şef memnundu:

-"Falih'im! Bütün tekliflerini kabul ediyorum" dedi.

Fakat bu sırada Dışişleri Bakanı Aliye Itır'ın heyecanla söz istediği gö-rüldü:

-"Aziz Şefim! Bütün fikirlerinizde yüzde yüz bin isabet olduğu muhak-kaktır. Yalnız Bakanlığıma ait bir husus için söz söylememe müsaade-nizi rica ediyorum. Beşeristan kelimesinin sonundaki "istan" takısının Farsçadır diye kabul etmediğimizi İranlılar duyarlarsa bize gücenmez-ler mi? Acaba bundan dolayı birtakım siyasi ihtilatlar olup dış emniye-timiz tehlikeye düşmez mi?"

Devamı