|
Beşeri Şef, ağzına
bir "Z" vitamini daha attıktan sonra sordu:
-"Arkadaşlar ne düşünüyorsunuz?"
Milli Eğitim
Bakanı Falih Rıfkı Atay söz aldı:
-"Aziz
Şefim! İlkönce sayın Yalman'ın teklifine itiraz
yapacağım. Özde ve esasta kendisiyle birim: Türkiye,
Beşeristan olmalıdır. Yalnız, dev-letimizin yeni
adının soyundaki "istan"ı doğru bulmuyorum. Elit
takımı bunun Farsça bir ek olduğunu bilir. Halbuki
biz kültür Türkçüleri, dilin özleşmesi konusunu
öteden beri ele almışızdır. Dilimizi komşu İranın
kültür tahakkümü altında yaşatamayız. Bundan ötürü
devletimizin adı Beşeristan değil, Beşereli
olmalıdır. Bu düşüncemi belirttikten sonra 21'inci
yüzyıl için milli eğitim alanında yapacağımız
devrimlere geliyo-rum: Milli kelimesi irticai bir
anlam taşıdığından, bundan böyle "Milli Eğitim"
yerine "Beşeri Eğitim" tamlamasını kullanacağız.
Okullardaki tarih öğretimini de yeni esaslara göre
ayarlayarak, milletler arasına kin sokan milli tarih
kısımlarını kaldıracağız. İlmi gerçekleri asla feda
etmeden bunu başarmak elimizdedir. Mesela, şimdiye
kadar tarih kitaplarında ballandıra ballandıra
anlatılan Malazgirt Savaşını kısaca Osmanlı Sultanı
Kılıç Arslanla Bizans İmparatoru meşhur filozof
Diyo-jen'in düşmanlık şeklinde başlayan, fakat
dostlukla biten siyasi bir münasebeti olarak
yazdıracağız. İstanbul'un alınmasını ise, Fatih
sul-tan Selim'in Bizans medeniyetini kabul ederek
Türk ve Rum milletlerini tek idare altında
birleştirmesi şeklinde göstereceğiz. Yoksa İstan-bul'un kuşatılması, kanlı savaşlar, ölümler
anlatılırsa işin tadı kaçar. Yirmi birinci yüzyılın
huzuruna bir istila hareketini överek çıkamayız.
Zaten Fatih sultan Selim, İstanbul'u aldığı zaman
yirmi yaşında bir ço-cuktu. Ben yirmi yaşında iken
geceleyin sokağa çıkamazdım. Çocukta akıl olur mu?
Herhalde İstanbul'u da böyle bir çocukluk anında
almış-tır. Onun için tarihi yeni baştan yazmak,
bundan beşeri hadiselere yer vermek, bilhassa
ecdadımız Hititlerin kanunlarını, eski Yunan ve Roma
medeniyetlerini, Cumhuriyeti, 1961 hareketini
etraflı olarak göstereceğiz. Bundan başka yeni bir
kanunla orta öğretimi mecburi kılarak bale ve
estetik dans dersleri koyacağız. Yeni okullar
yaparak devleti masrafa sokmamak için şehirlerdeki
bütün hamamları okul haline getireceğiz. Beşer
ruhunu enginleştiren müzik, her vatandaşın
faydalanacağı bir nimet haline gelsin diye bir müzik
enstitüsü açacak ve bu enstitüyü akustik bakımdan
çok elverişli olan Süleymaniye Camiinde kuracağız.
Aziz Beşeri Şef'ten buradaki açılış dersini
viyo-lonseli ile vermesini bilhassa rica ederim. En
nihayet büyük mütehas-sıslarını buraya getirecek ve
ilmin bütün gizli ve bilinmedik taraflarını açığa
çıkaracağız. Bu yeni üniversiteye bir isim koyması
Beşeri Şef-ten dilerken yüksek ve şerefli bir vazife
yaptığıma inanıyorum."
Beşeri Şef yine
ayağa kalktı. Sevindiği, heyecanlandığı zaman hep
böyle yapardı. Falih Rıfkı Atayı kucakladı. O kadar
duygulanmıştı ki, gözlerinden yaşlar akıyor, ara
sıra hıçkırıyordu:
-"Var ol Falih'im, dedi,
senin ileri düşünceli bir devrimci olduğunu
bili-yordum. Ne kadar yüksek ve şerefli bir adam
olduğunu da dünya alem bilir. Beşeriyeti
şenlendirecek olan bu yeni üniversitenin "Şengül
Üni-versitesi" olsun. Seni bu üniversiteye fahri
rektör ve beşeri ahlak Or-dinaryüs Profesörü tayin
ediyorum. Öteki Profesörleri sen seç!"
Falih
Rıfkı Atay zaten hazırlıklıydı. Cebinden bir kağıt
çıkararak Şengül üniversitesinin profesörlerini
saymaya başladı:
-"Profesör Behçet Kemal
Çaplar edebiyat, folklor, şiir, tekerleme ve kömür
mühendisliği kürsülerini dolduracak; bilhassa mevlût
nevileri üzerinde serbest konferanslar verilecektir.
Zonguldak Maden Okulun-da ilk, Londra caddelerinde
orta, Millet Meclisi koridorlarında da yük-sek
tahsilini yapmış işsiz bir profesördür. Her ay bir
cilt şiir yazmak-tadır. Profesör Hamit Ongunsu
tarih derslerini okutacaktır. Bilhassa Girit
tarihiyle Türk-Bizans işbirliği konuları üzerinde
duracaktır. İstan-bul Üniversitesinde yapılan törende
yalnız onun konferansı Patrik At-henagoras
Hazretlerinin hoşuna gitmişti. Pek değerli ve
kitapsız bir ilim adamımızdır. Profesör Nihat Erim,
devletler hukuku, hürriyet hu-kuku ve şal hukuku
kürsülerini dolduracaktır. En demokrat ruhlu
pro-fesörlerimizdendir. Tek parti ile ideal demokrasi
nasıl kurulur? Adlı bir eserle Kişmir Şalları ve
Amerika'daki hürriyet heykeli adlı doktora te-zinin
müellifidir. Profesör Nadir Nadi, idare kürsüsünü
dolduracaktır. Kendisi bu dersin bilhassa maslahat
idaresi kısmında mütehassıstır. Profesör Metropolit Yakavos, İslam dini, fıkıh, tefsir ve hadis
okuta-cak; böylelikle bizde şimdiye kadar ihmal
edilmiş ve softalar elinde kalmış olan ilahiyat
bilgisine yeni bir yön verecektir. Kendisi "Nurlu
Ufuklar" adlı ölmez eserinde İsa'nın hem Allah, hem
de Allahın oğlu ol-duğunu çürütülmez delillerle ispat
etmiştir. Profesör Hamdullah Sup-hi, estetik,
hitabet, Bursa çinileri, Rum ve Ermeni hukuku,
Yahudi hu-kuku okutacak ve Patrikhanenin üniversite
mümessilliğini yapacaktır. Athenagoras Hazretlerinin
dostu ve akrabasıdır. Irkçılara karşı "çorba millet"
teorisini müdafaa etmiştir. Profesör Moiz Tekinalp,
ekonomik milliyetçilik kürsüsünde ilim tarihimize
yeni ufuklar açacaktır. Kendisi her ne kadar Turan
adlı bir kitabın müellifi ise de bunun bir mürettip
yanlışı olduğunu, kitabın adı Tevrat olacakken eski
harflerdeki karışıklık sebebiyle sondaki "te"
harfinin bir noktasının düştüğünü, böylece "nun"
haline geldiğini ve Turan okunduğunu ispat etmiştir.
Profesör Halid Edip, Amerikan edebiyatı ve
çocuklukta, gençlikte, ol-gunlukta, yaşlılıkta
kaknemlikte kadın seksolojisi kürsülerini emsalsiz
bir liyakatla dolduracak ve hepsi de kendi
tecrübelerine dayanan eserlerini külliyathalinde
neşredecektir.
Beşeri Şef memnundu:
-"Falih'im! Bütün tekliflerini kabul ediyorum"
dedi.
Fakat bu sırada Dışişleri Bakanı Aliye
Itır'ın heyecanla söz istediği gö-rüldü:
-"Aziz Şefim! Bütün fikirlerinizde yüzde yüz bin
isabet olduğu muhak-kaktır. Yalnız Bakanlığıma ait
bir husus için söz söylememe müsaade-nizi rica
ediyorum. Beşeristan kelimesinin sonundaki "istan"
takısının Farsçadır diye kabul etmediğimizi
İranlılar duyarlarsa bize gücenmez-ler mi? Acaba
bundan dolayı birtakım siyasi ihtilatlar olup dış
emniye-timiz tehlikeye düşmez mi?" |